İşte bunların hepsi seks

Bildiğiniz üzere psikanalizin babası sayılan Sigmund Freud’un kuramlarında seksüel dürtülere yoğun göndermeler yapılır.


Freud gibi komplike tezlere sahip bir bilim adamının, çağdaşlarının aksine bu denli popüler olmasını sağlayan da kuşkusuz tezleri hakkındaki aşırı indirgemeci “tefsirlerdir”.


Zira üstünkörü okumalar ve kulaktan duyma bilgiler sayesinde Frued’un hâlâ üzerinde çalışılmaya muhtaç kuramları adeta herkesçe “bilinmektedir”.


Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın Twitter’dan gönderdiği harika kolâj, durumu çok güzel özetliyordu.


Siyah zeminde bir Freud portresi ve arkasında da şu motto:

“İşte bunların hepsi seks!”


Bence bu yaratıcı ironiyi, Türkiye’de ne kadar değişim karşıtı, gelecekten korkan aktör varsa sol’da tanımlanması durumu için kullanmak da mümkün.


Kuşkusuz “ideal” tartışılmaz, sorgulanmaz, değiştirilemez bir sol tahayyül olduğu iddiasında değilim.


Ancak insanlığın ortak birikimi olan eşitlik, özgürlük, adalet ve dayanışma gibi değerlerin bütününü teorik olarak sahiplenen bir kavramın son zamanlarda Türkiye’de olduğu gibi bu denli eğilip bükülmesi ancak psikanalizin konusu olabilir; tabii ki mizahla birlikte.


Yalnızca Cumhuriyet’in değil tüm zamanların “davası” sayılabilecek Ergenekon’da, mütalaaların okunacağı gün ülkenin ana sosyal demokrat partisi protesto çağrıları yapıyor. Evet, darbe sanıklarının saflarını sıklaştırmaya davet eden CHP “solcu”.


Katıldığı son programda “Araplar, İngilizlerin maşası ve uşağıdır... Bugün Suriye’yle savaşa girsek ben bir mermi bile atmam... Benim savaşım Çanakkale’de yaşandı ve [saygısızca?] bitti” şeklindeki sözlerini İzmir Marşı’nı okuyarak sonlandıran sanatçımız Volkan Konak da...


Kendisini “kara derili, pis kokan, göbekli, mangal yakan halkın” sahilleri doldurmasından yakınmasıyla tanıdığımız, son olarak da Başbakan’ın anlamsız ecdat güzellemelerine “Zaten ecnebiler Osmanlı yöneticilerini g...tveren diye anar” diyerek muhalefet eden Mine G. Kırıkkanat da...

“Bugün nefes alıyorsak, Atatürkümüzün emaneti Cumhuriyetimizi koruyan askerlerimiz sayesindedir” buyuran Ayten Gökçer ve operadaki tüm çağdaş hayaletlerimiz de...

Sözcü gazetesi de, darbecilerin avukatlık bürosu “anlarsın ya baro” da, Aydınlık da, merkez medya da, haki yeşil ekran NTV de, TKP de, İP de, varsa DSP de, mütemadiyen “Kürt yemeği yemeyin, müziklerini de dinlemeyin” manşetiyle çıkan Türk Solu da, Çankaya’nın, Kadıköy’ün, Şişli’nin çağdaşları da sol sol sol...


İşte bu saydıklarımın hepsi sol...


Bir tek, dün de bugün de iktidarın ne siyasalını ne de gerçeğini eleştiriden azade tutukları hâlde “yetmez ama evet” deme basireti gösteren tüm demokratlar değil... Orhan Pamuk, Perihan Mağden, Halil Ergün, Kutluğ Ataman, Gülay Göktürk vs. vs.


Haklısınız, hiç de ihtiyaçları olamadığı hâlde bu riski alan saydığım cesur yürekler belki kendilerini solda tarif etmiyorlardır. Ama konu bu değil. Mesele, dünyanın neresinden bakarsanız bakın Türkiye’de kendine solcuyum diyenlerin, istisnalar haricinde, sağ’da, dışında tutulan, hatta sağa etiketlenenlerin ise sol’da görünmesi.


Bu çelişkinin hikmetini kavramak için, lafı uzatmadan, ulusalcı-Kemalist Yurt ve Cumhuriyet gazetesi temsilcilerinin yanı sıra Ergenekon sanığı CHP’li İlhan Cihaner ve Halkevcilerle birlikte “hâle çare arayan” BDP milletvekili Sebahat Tuncel’in de katıldığı panelin ismine bakmak yeterli:

“AKP’ye karşı solda birleşmek mümkün mü?”


Mümkün.


Ama bu sefer de, iş bu kutsal amaçla yan yana gelen beş benzemezin hepsi her nasılsa “sol” oluyor, karşılarında ne kadar demokrat varsa da “işte bunların hepsi AKP!”

melihaltinok@gmail.com