Kürt sorunu ve Müslümanlık

Türkiye’nin en büyük sorunu Kürt vatandaşlarına reva gördüğü ayrımcı ve insanlık dışı muameledir. Bu sıkıntının Enverizm-Kemalizm doğrultusunda şekillendiğini kabul etmek gerekiyor. Enverizm-Kemalizm çizgisinin Ermeni meselesi hallolunana kadar Kürtlerle ittifak halinde olduklarını biliyoruz. Balkan travması, Anadolu’da sıkışma korkusunu yaratıp, pozitivist-Darwinci İttihatçılarda Ermeni meselesini “kökünden” halletme saplantısını körüklemişti. Selim Deringil’in belirttiği gibi, Abdülhamit’in Ermeni kırımları modern öncesi bir motif taşıyordu ve hedefi Ermenilerin nüfusunu budamaktı, topyekûn imha değil.


Ama İttihatçı Gladyo’nun Birinci Dünya Savaşı’na girme iştahı, kaybedilen toprakları geri alma hayali, Almanya’nın Enver’e verdiği yüklü rüşvetlerin yanında, savaş ortamının bulanıklığında Ermenileri yok etme amacından kaynaklanıyordu.


Kürtler ise, Ermenilere komşu olan “Müslüman” unsurlar olarak İttihatçıların tetikçisi oldular. İttihatçı paşalar İslamofobik oldukları, Müslümanlar ve Kürtlerden nefret ettikleri halde dinî yobazlığın işlerini kolaylaştıracak önemli bir manivela olduğunu görmüşlerdi. Bu türden yobazlığı ırkçılıkla bir canavara dönüştürmek, geniş ve zelil bir koalisyonu mümkün kılmıştı.


Kürt derebeyleri, kesişen toprakların verdiği ideolojik hırs ve Ermeni zenginliğinin vaat edilmişliğinde, bu yok etme operasyonunda başat rol oynadılar. Rus soykırımından kaçan göçmenlerin tepkisel enerjisi de İttihatçıların işine bolca yaradı.


Kürtlere vaat edilen, 1921 Anayasası’nda ise kendine yer bulan muhtariyet ve iktidarın paylaşılması, Lozan’la birlikte tarih oldu. Mustafa Kemal, Ermeni işinden temizdi ama, İttihatçıların etnik temizliği Türkleştirme amacına fevkalade yardımcı olmuştu. İttihatçılardan nefret eden Mustafa Kemal, 1919’larda Ermeni katliamları hakkında son derece liberal düşüncelere sahipken, hatta Reuters ve Amerikan dergilerine net demeçler vermişken, Lozan’dan sonra bu konudaki tavrını da değiştirdi.


Bunun nedeni yeni cumhuriyetin –Sevr da olduğu gibi- Ermeni katliamlarından ötürü ciddi bir şekilde cezalandırılacağı beklentisiydi. Ama Lozan ve sonrasında anlaşıldı ki, Batılı devletler Anadolu’nun içlerinde yaşayan sahipsiz bir Hıristiyan halk için kılını kıpırdatmayacaktı. Rusya’da ise çoktan devrim olmuştu ve Lenin, Kurtuluş Savaşı’na destek için teneke kutularında tonlarca Rus Altını’nı Mustafa Kemal’e göndermiş, İnönü’nün verdiği “Komünist bir cumhuriyet kuracağız” sözünü önemseyerek de yeni ülkenin kuruluşuna tam destek vermişti.


1924 Anayasası’nın temelini bu anlattığım olaylar attı. Ermeniler yok edildikten sonra artık öncelikli sorun Kürtlerin ne olacağıydı. İsmet İnönü’nün damadına yakındığı gibi “Bu Kürtleri ne yapacaklardı?”


Yani kısaca Ermeniler karşısında kurulan şer ittifakı artık çökmüştü. Yeni hedef Kürtlerin asimile edilmesiydi.


Hiçbir şey rastlantı değil. Ermeni ve Kürt meselesi bu kirli ve yüklü tarih nedeniyle birbirine göbeğinden bağlı. Nitekim, eski İçişleri Bakanı Meral Akşener’in Apo’ya küfretmek için kullandığı “Ermeni dölü” lafı, Cemil Çiçek’in mutad bir şekilde sık sık PKK’lilerin arasından sünnetsizlerin çıktığı, bunların Ermeni olabileceği yönünde yaptığı açıklamalar, bilinçaltındaki bu tarihi ele veren lapsuslar.


Bununla amaçlanan birkaç şey var. Bir; ortak öge Müslümanlığa, ama İttihatçıların anladığı manada kurgulanmış “Müslümanlığa” vurgu yaparak o tarihlerdeki ittifakı hatırlatmak. Bunun da birkaç sebebi var. Bir, eğer boyun eğilmezse Kürtlerin başına da aynı şeylerin gelebileceğini hatırlatmak. Zaten bir milyondan fazla siyah Kürt tehcir edilmiş, binlerce köy yakılmıştır. Faili meçhuller ortadadır. Pek çok siyah Kürt’ün zenginliği el değiştirmiştir. Kürtler ülkenin ucuz işgücü haline gelmişlerdir vs.


Bir diğer maksat da, “Bize bizden başka dost yok. Seni ve beni mağdur eden biz değil, Ermenilerdir. Zaten Apo ve kan dökücü tüm üst kadro de Ermeni’dir. Ermeni nefretinde gerçeklerin üzerinden atlayabilir, barışabiliriz” uzlaşmasını devam ettirmektir.


Bugün Çiçek ekolünün dışında kalan kısmıyla AK Parti’nin Müslümanlık ortak paydasında Kürt sorununa yaklaşımı, İttihatçılık versiyonundan farklı. Müslümanlık bileşeninde kısıtlı kalsa da, yok etmeye değil, dinin barış özelliğinde, evrensel bir kardeşlik bulmak ve nefret engelini buradan aşmak hedefleniyor. Buna modern anlamda insan hakları standartları da eklemleniyor. Bu hem iktidarın İslam’ın savaşa derman olduğuna inanmalarından, hem de sorunun büyüklüğü karşısında sağlam bir müttefik ihtiyacı hissetmelerinden kaynaklanıyor. Bir diğer unsur da, tabii ki AK Parti’nin bir buzkıran gibi kullandığı refahın adil paylaşımında gösterdikleri pragmatik maharet.


Açıkçası Said-i Nursi’nin risalelerindeki Ermeni konusundaki değinmelerini okursanız, Türkiye’nin bugün dahi, Ermeni konusundaki Nursi’nin tesbitlerine ulaşabilmiş olmadığını görürsünüz. Demem o ki, Kürtlerin tamamını kapsamasa da, milliyetçilik ile genlerine müdahale edilmemiş bir Müslümanlık, İttihatçı-Kemalist çizgi ile mukayese edilemeyecek bir hareket alanını ima ediyor.


KCK’nın eylemsizliği kaldırması ertesinde, Öcalan’ın da açıklamasını bekleyip, bu yeni siyasetin Apo-KCK ve BDP çizgisinde nasıl karşılandığı konusuyla devam etmek istiyorum.

markaresayan@hotmail.com