Baykal gitti de, ‘Baykal gitsin’ciler ne olacak

Red-Kit’te kısa boylu, beyaz-sivri sakallı, elinde genellikle bir kazma bulunan kötücül-sevimli bir mezarcı vardı. Adı yoktu, “mezarcı” diye geçerdi Red-Kitlerde... Mezarcıyı en çok mahkemelerin dinleyici sıralarında görürdük. Ekmeğini ölülerden çıkardığı için hâkimin tam kararını açıklayacağı sırada ayağa kalkar, “asalım” diye bağırırdı. Bu “ekmek parası” refleksini o kadar içselleştirmişti ki, kendi yargılandığı davalarda da ayağa fırlar, “asalım” diye bağırırdı.


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP milletvekili Nesrin Baytok’a ait olduğu iddiasıyla ortaya saçılan kasetin ardından, hep birlikte izledik, Baykal dün istifasını verdi. Bu kararın öncesinde, bilhassa “devlet ideolojisine yandaş” gazete köşe yazarlarını etkisi altına alan “istifa” hararetini hep aklımda Red-Kit’in mezarcısı olarak izledim. Mezarcı nasıl yargılananın kendisi olduğunu hesaba katmadan “asalım” diye düşüyorduysa ortaya, bunlar da “Baykal’ı gönderme operasyonu”nun aynı zamanda kendi düşünce mezarlarına indirilen kazma darbeleri olduğunu fark edemiyorlar.

 


Kaset hamlesi neyi amaçlıyor


Neden böyle olduğuna biraz sonra geleceğim, fakat ondan önce, düğmesine basılan operasyonun “Baykal’ı gönderme operasyonu” olduğuna dair “mutabakat”ı size de göstermek için 9 mayıs tarihli gazetelerde yayımlanmış dört köşe yazısından alıntılara baş vuracağım.


Oral Çalışlar (Radikal):
“Baykal’a yakın sayılabilecek başka bazı isimlerin eleştirel yaklaşımları ve haber verirken kullandıkları üslup, kafamda soru işaretleri doğmasına neden oldu. Bazı CHP çevrelerinde ‘Baykal gitsin, çünkü biz onunla bir yere varamıyoruz’ fikri hâkimiyet kazanmış olabilir. AK Parti hükümetinin yıkılmasını isteyen, bir an önce Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak isteyen çevreler, bunun CHP’nin başında Baykal varken imkânsız olduğunu düşündükleri için, bu yeni durumu fırsat bilip ‘Baykal gitsin ki, AKP’ye karşı daha etkili muhalefet yapacak bir lider gelsin’ yaklaşımı içine girmiş olabilirler.”


Ergun Babahan (Sabah):
“Bu operasyonun tek adı vardır, Deniz Baykal’a Ali Kalkancı muamelesi yapmak. (...) Peki, neden sistem iktidara karşı en büyük silahı olan partinin, kendisini her koşulda koruyan liderini bir anda satıyor? (Tam bu noktada Babahan’ın yazısının başlığının ‘CHP’nin 28 Şubat’ı Baykal’ı tasfiye planı’ olduğunu hatırlatmalıyım –A.G.) Neden defterini dürüp kapı önüne koymak istiyor. Çünkü Sayın Deniz Baykal’da vücut bulan Kemalist çizginin yolun sonuna geldiğini görüyor. Bu çizgi İzmir, İstanbul’un laikçi semtleri, Ege kıyıları, Antalya derken yüzde 20’nin üstüne çıkamıyor. Bu çizginin önce yumuşatılması, sonra kırılması gerekiyor. Kürtlere özerklik tanınacaksa, biz tanırız mantığı. Bunun için ilk hedef, Baykal’ın tasfiye edilmesi.”


Derya Sazak (Milliyet):
“Kaseti ortaya atanların CHP kurultayına dönük bir zamanlama yaptıkları çok açık. Ankara’da konuşulan senaryo şudur:


‘Baykal kaldıkça AKP’ye alternatif çıkmıyor. Baykal giderse Erdoğan da gider! Ancak CHP’deki değişim, AKP’yi iktidardan eder. Kaset, Baykal’ı bitirme planıdır. Muhtemelen arkası gelecek ve Deniz Bey’i istifaya mecbur bırakacaklar.’”


Assolistini en sona saklayan gazino patronu gibi, ben de bu çerçevedeki değerlendirmelerin en ilgincini en sona sakladım. Buyurun:


Zülfü Livaneli (Vatan):
“Mantığım bana bu işi AKP’nin ya da ona yakın çevrelerin yapmadığını söylüyor. (...) Geriye kalıyor iki seçenek: Ya CHP’ye yakın bazı çevreler sızdırdı bu kaseti ya da CHP’de değişim isteyen bazı uluslararası güçler. Çünkü önümüzde kurultay var. Kasetin zamanlaması 14 ay sonraki seçimle değil, bu ay içindeki kurultayla ilgili. Belki de Baykal’ı istifaya zorlayarak CHP’nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesidir bu. Böylece önümüzdeki seçimlerde CHP’yi iktidara getirme hesapları yapılıyor olabilir. Uluslararası bazı çevreler de yapıyor olabilir bu hesabı. Yani İran’la yakınlaşan ve İsrail’e kafa tutan Erdoğan’ı tasfiye edebilmek için önce Baykal’ı ortadan kaldırmaya yönelik bir satranç oyunun ilk hamleleri.”

 

 

“Yandaşları”neden bu kadar kaba ve vahşi

 

Bu yazıların yayımlandığı 9 mayıs günü Taraf, gayet isabetli bir sürmanşet tercihiyle çıktı: “Yandaşları vurdu.” Spotta da şu ibare vardı:


“CHP lideri Baykal’ın gizli görüntülerinin yer aldığı kasetle ilgili haberler, sihirli bir el değmiş gibi, kendisine en yakın duran medyada manşetlere çıktı, karikatürize edildi, yazarlar ‘git’ dedi.”


Haberin devamında, başlık ve spotu destekleyecek ayrıntılar yer alıyordu. Fakat 8 mayıs tarihli gazetelerde yer alan bu ayrıntılar, benzer gazetelerin 9 mayıs tarihli sayılarının performansıyla kıyaslandığında hayli zayıf kalıyordu. (Yani Taraf bir gün daha bekleseydi, içeriği çok daha zengin bir “Yandaşları vurdu” haberi yayımlayabilecekti.)


Çok sayıda köşe yazarı,“aman fırsat kaçmasın, Baykal’ın istifadan kaçacağı hiçbir boşluk bırakmayalım” telaşına girmişti sanki. Belli ki, bu büyük amaç doğrultusunda belaltı vuruşlar da meşru sayılıyordu. Mesela Vatan gazetesinin başyazarı Güngör Mengi’nin, kasetin çekildiği dönemle Tayyip Erdoğan’ın Baykal’ın “demokratik desteğiyle” Başbakan olmasının aşağı yukarı aynı döneme rast gelmesinden yola çıkarak kaleme aldığı şu satırlar:


“Rezalet görüntülerinin 7-8 yıl önce çekilmiş olduğuna dair iddialar ve tahminler dolaşıyor. ‘Artık muhtar bile olamaz denilen Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldıran, onun için araseçim icat ederek önce meclise sonra hükümetin başına taşıyan çabalara o günlerde Deniz Baykal’ın cansiperane katılımı ne anlama geliyor?’ Buna benzer soruları Zülfü Livaneli yıllardan beri soruyordu. Eğer görüntüler eskiyse Tayyip Erdoğan’ı kurtaran Deniz Baykal bir demokrasi şövalyesi değil, zavallı bir rehinmiş.”


Görüyorsunuz, Mengi “acaba”lı konuşmuyor, hüküm veriyor. Mealen “Demek kasetle şantaj yaptılar, o da Erdoğan’ın Başbakanlığı’na oluru verdi” diyor.


Baykal’a kaçacak hiçbir delik bırakmamak amacıyla oluşturulan psikolojik bombardımana Hürriyet’ten de bir örnek vereyim... Yalçın Bayer, Baykal’ın istifa etmemesi durumunda başvurulabilecek “malzeme”leri sayarken “CHP’de kadın milletvekili olmakla Baykal’ın yatak odası arasında bağlantı” ihtimalinin gözden ırak tutulmaması gerektiğini dahi anımsatıyor:


“Bu olayla, CHP’de siyaset yapmanın kriterleri bir kez daha gündeme gelmiştir.


Esas sorun budur. Şüyûu vukuundan beterdi, şimdi de belgesi çıktı. Ve bunların yanıtının şimdiden ortaya çıkması gerekmektedir. CHP’nin geleceği için bu gereklidir. CHP’deki 10 kadın milletvekilinin hali hiç düşünülüyor mu? Yüzlerine nasıl bakılacaktır?”

 


Baykal’a söylenen size de söyleniyor!


Operasyonun amacı apaçıkken, “Türk halkının ahlakî değerleri”, “örf, âdet ve geleneklerimiz”, “Türk aile yapısı” gibi taraklarda hiç bezi olmayanların bu gerekçelerle başlatıp kimi belaltı vuruşlarla süsledikleri “Baykal istifa” kampanyası hakikaten çok ilginçti.


Yazının girişinde, böyleleri için, “Baykal’ı gönderme operasyonunun aynı zamanda kendi düşünce mezarlarına indirilen kazma darbeleri olduğunu fark edemiyorlar” diye yazmıştım. Yazımı bitirirken, bu söylediklerimi biraz açmaya çalışayım...


“Devlet ideolojisine ve Baykal’a yandaş” bu zevat, “kaset” hamlesini yapanların hangi siyasi-ideolojik tesbitle hareket ettiklerini anlamamış görünüyor. Onlara Ergun Babahan’ın izahını bir daha hatırlatayım: “(...) Çünkü Sayın Deniz Baykal’da vücut bulan Kemalist çizginin (...) önce yumuşatılması, sonra kırılması gerekiyor...”


Deniz Baykal’a “deniz bitti” diyenler, aynı şeyi “Baykal istifa”cı köşe yazarı statüko zaptiyelerine de söylemiş oluyorlar.


Anlamadıkları bu... Bunu anlamadan geçirdikleri her gün çelişkileri biraz daha derinleşecek.

***


NOT.
Bugün, Vakit gazetesine verilen dudak uçurtucu tazminat cezasına ilişkin düşüncelerimi yazacaktım. Baykal-Baytok kaseti nedeniyle ertelemek zorunda kaldım. Yargının benzer davalardaki tavrıyla bu davadaki tavrını karşılaştırmalı olarak incelemek, bize pek çok şey söyleyecek. Cuma günü bu konuyu yazacağım, bugünlük bu insafsız kararı protestoyla yetiniyorum.


alpergormus@gmail.com