4 + 4 + 4

Mustafa Kemal, “ne sosyalistiz, ne kapitalistiz” diye başlayıp, işin içinden çıkamayınca da lafı “biz bize benzeriz” diye bitirmişti.


Hakikaten de “bizim bize benzemek” gibi bir derdimiz var.


Pek bir şeye benzemiyoruz çünkü.

“Bir çocuğun eğitiminden aile mi sorumludur, devlet mi sorumludur” gibi ağırlıklı bir tartışmayı, “AKP kız çocuklarını eve kapatmak istiyor”a indirgemek için gerçekten de “bize benzemek” gerekiyor.


Çocukların eğitiminin kalitesi hakkında bağırıp çağırmayanlar, “kızlar eve kapatılacak” diye bağırıyorlar.


Artık CHP yöneticilerinin bile “bu ülkede şeriat ya da irtica tehlikesi yoktur” dediği bir dönemde AKP’nin her yaptığı işin altında “kızları eve kapatacak” bir marazlığın işaretini bulmaya uğraşmayı doğrusu ya ben kavrayamıyorum.


Siz özellikle muhafazakâr kesime ait fabrikalarda, müesseselerde, şirketlerde ne kadar çok “başörtülü” kızın çalıştığının farkında mısınız?


Kızları evlere kapatırlarsa oralarda kimleri çalıştıracaklar, başı açık kızları mı, dertleri bu mu, başörtülü kızlar evlerinde otursunlar, her yanda başı açık kızlar çalışsın, muhafazakâr kesim en çok bunu mu istiyor?


Türkiye’deki kapitalistleşme hızını, muhafazakârların büyük oranda içinde bulunduğu bu kapitalistleşme döneminde ihtiyaç duyulan kalifiye eleman sayısını biliyor musunuz?


Bu sayıyı sadece “erkekleri” çalıştırarak karşılayabilirler mi?


Bir yandan üretimini arttıran bir ülke bir yandan da kızlarını eve hapsedebilir mi?


Geride kalmış tartışmalara kendini kaptırıp, önündeki sorunlarını görmemek için bir “turfa müneccim” olmak gerekiyor.


Eğitimi her şeyden çok tartışmamız gerektiği açık bir gerçek.


Ama bu tartışmanın öznesi “kızlar” değil.


Özne, “bütün çocuklar”.


Onun için önce eğitimin kalitesini ele almalıyız.

“Tevhid-i tedrisat” yasasını operasyon masasına yatırmalıyız.


Çocuğun eğitiminden aile mi yoksa devlet mi sorumlu sorusuna, bu sorunun zorluğuna ve ağırlığına uygun cevaplar bulmaya uğraşmalıyız.


Bunları tartışmalıyız ama aslında bunlar da bizim en azından yirmi yıl önce tartışmış olmamız gereken konular.


Bir de yeni çağın yeni soruları var.


Bu çağda, çocuklara “bilgi” yüklemek ne kadar gerekli?


İnternet, uzaydaki galaksi çapından yeraltındaki böceğin üreme sistemine kadar her konuda bilgi verirken, çocuklar bu bilgilerin hamallığını yapmalı mı?


Yoksa biz çocuklara bilgiyi nerede arayacaklarını ve elde ettikleri bilgiden bir senteze nasıl ulaşabileceklerini mi öğretmeliyiz?


Bizim okullarımızda okuttuğumuz bilgiler bu çağın gereklerine uygun bilgiler mi?


Öğretmenlerimizin kalitesi dünyadaki gelişmeleri algılayıp çocuklara aktarabilecek düzeyde mi?


Biraz daha ilerleyelim.


Tıp, bugün her hastanın “özel bir vaka” olduğunu, öyle geniş genellemelere dayanan tedavilerin yanlış sonuçlar verebileceğini, her hastanın “kişisel” durumuna göre tedavi edilmesi gerektiğini tartışıyor.


Tıp bu tartışma noktasına gelmişken eğitim bu tartışmanın gerisinde kalabilir mi?


Her çocuk aslında “özel bir olay” değil mi, hepsinin ayrı merakı, ayrı yeteneği, ayrı isteği yok mu; bu çocukların özel koşullarına aldırmadan bunların hepsini sınıflara doldurup aynı bilgileri ezberletirseniz bundan yaratıcı bir kuşak çıkartabilir misiniz?


Hadi bir adım daha ileri gidelim.


Okul gerekli mi?


Ben, yirmi yıla kadar bildiğimiz türde okulun yeryüzünde kalmayacağına, bilgisayarlar sayesinde çok başka eğitim biçimlerinin ortaya çıkacağına inanıyorum.


Bugün bazı ünlü profesörlerin dersleri internet üzerinden canlı yayınlanıyor ve yeryüzünün dört bir yanından yüz binlerce insan bu dersleri izliyor.


Bu uygulama belli ki yaygınlaşacak.


Dünya buralara geldi.


Halkın, kendi haline bırakılır bırakılmaz “şeriatı”, “kızları eve kapamayı” tercih edecek bir ilkeller topluluğu olduğu inancı, biraz okumuş yazmış olan herkesin kendini “başöğretmen” gibi görmesine neden oldu, hâlâ “kızları” ailelerinden zorla “kurtarma” operasyonları düzenleniyor.


İmkânı olan dindar ailelere bir bakın bakalım, başörtülü kızlarını evlere mi hapsediyorlar yoksa Amerika’ya, Avrupa’ya okusun diye mi gönderiyorlar.


Kemalizm’in “laik nesiller yetiştireceğiz” hothotçuluğunu aynen benimseyerek “dindar nesiller yetiştireceğiz” diyen Erdoğan’ın aklıyla da, eğitimde yapılan her reformu ve arayışı “kızları eve kapatacaklar” sığlığıyla değerlendirenlerin aklıyla da geleceğin dünyasına uyum gösterecek çocuklar yetişmez.


Futbol sistemlerine benzeyen bir adı olan bu “4 + 4 + 4” sistemi, bizim tek odaklı, askerî mantıklı, katı eğitim düzenine bir esneklik katacak, çocuklara ve ailelerine tercihlerinde daha büyük özgürlük alanları açacak gibi gözüküyor; eğitimi benden çok daha iyi bilenler bu sistemi eğitim kalitesi açısından, çocukların yaratıcılığını beslemesi açısından, çocukların bu çağa uyum göstermesine yardımcı olup olmayacağı açısından tartışsalar sanırım daha faydalı bir tartışma izlemiş oluruz.

“Kızları eve kapatacaklar” takıntısı, kızları gerçekten de eve kapatmak isteyenlerin çağı ıskalayan ilkel körlüğünden çok da farklı gözükmüyor çünkü.

ahmetaltan111@gmail.com